30 Mart 2009 Pazartesi

HAYAT

Birkaç yıl önce yurdumun doğu topraklarında görüp yaşadıklarıma yenilerini eklerken içimdeki o garip hazzın tam bir kelime karşılığı yoktu.Neşeli bir grupla gidilen her gezi gibi bu da benim için çok eğlenceliydi.Yolların her biri sanki başka bir dünyaya açılıyor farklı anlamlar taşıyordu.Otobüsteki her insanın farklı bir hikayesi vardı ama aynı amaç için oradaydılar.İçlerindeki yangına ve fırtınalara rağmen gülebilmek,çelişkilerini ve kaygılarını ertelemek..Yürekleri kireçlenmişse de beyinleri tıkır tıkır işliyordu.En küçük bendim aralarında ama sanki ablalarıydım,teyzeleriydim.Hepsinin sahiplenilmeye ,istediklerinin dile getirilmesine ihtiyaçları vardı.Belki bir gün ben de gözümü açacaktım ve onlar gibi hissedecektim;onlar kadar yaşamış,onlar kadar hayata aç…Bu açlıkla herkesten her şeyden gözüm görüyor,kulağım işitiyorken yararlanmak isteyecek ve sahiplenilmeyi dileyecektim.Haklıydılar aslında;o kadar güzellik karşısında büyülenmemek elde değildi;Balıklıgöl’ün,Malibadi’nin,Vangölü’nün,Mezopotamya’nın yaratılmasındaki o devasa o ilahi güç neden yaşadığımızı niye hala hayatın yarısında olduğumuzu gösteriyordu.Diyarbakır’ın o tarihi güzelliklerini peynir ve ten kokutan insanlarımızın bunu algılaması imkansız ve bu imkansızlığı kabullenişleri korkutucuydu.Anladığım bir şey vardı ki nerede olursak olalım insanoğlu bütün kayıtsızlığımı,bütün vahşiliğini,bütün sevgisini çekinmeden umarsızca gösteriyordu yaşamın kendilerine sunduğu bütün güzelliklere ve acımasızlıklara karşı..Oysa sevdiğini çekip almalı,istediğini yaşamalı,zarar vermekten çok yararlanılmalı,vahşi doğanın sunduklarından…Belki başka bir geliş varsa bu dünyaya;ona sakladım bu insani ama uygulanmamış umutları…

Hiç yorum yok: