27 Şubat 2009 Cuma

alev

12 yıl….
Dile kolay….
Birgün açtım bilgisayarımı facebook sayfasına girişimi yaptım,
Bir baktım bir arkadaşlık isteği…
Tanrım…
12 yıl sonra…
Alev…
Hay Allah,ne kadar komikti,
Beraber ye,iç,gül,eğlen,dertleş,ağla
Sonra arkadaşlık isteğiyle iletişim kur
Bir çok arkadaşımla böyle iletişime geçmiştik yıllar sonra..
Ama Alevvv…
Beklemiyordum belki hiç;ondandı şaşkınlığım…
Garip buruk bir sevinç…
Buruktu çünkü o yıllarda ikimizde melankolik insanlardık
O kadar acıtasyona bağlamasaydık o yılların değerini daha iyi bilirdik belki de..
Sevinçliydim çünkü yahu alevdi işte,
Yalnız gecelerde çene yapıp sabahlayabileceğin güzide olgun kişilik,
Ohooo bi derdimiz vardı ki sorma gitsin…
Ne akıl…
Şimdi dert tasa neymiş anlıyor insan da döndüremiyorsun işte zamanı…
Bilseydik yılların getirebileceklerini…
Gerçi ozaman da yaşımızı yaşadık be…
Önemli olan kaldığın yerden devam etmek…
Alev..yıllar eskitememiş seni
Hep böyle kal….

26 Şubat 2009 Perşembe

şans....

Aldım kağıdı kalemi elime,
‘Ayıp sana’ dedim
Herkese her konuda birşeyler yazıyorsun
En yakın arkadaşın can dostun yeni yetmelerin tabiriyle kankana hiçbirşey yazıp çizmedin
‘Ayıp sana’
Girdim yorganımın altına koydum defterimi önüme azim geldi yazacam!
Canım diyerek başladım önce,
Sonra beğenmedim candostum dedim,
Yok bu da yetersiz kaldı
Kardeşim evet evet kardeşim
Hayır ben kardeşimle seninle paylaştığım kadar şey paylaşmıyorum diye düşündüm…
Ne yapacaktım şimdi ben?
Sayfalarca yazacaktım güya,
Başlangıç bile yapamadım..
Sana nasıl hitap etmeye kalkarsam kalkim az kalıyordu ifade…
Hitabı bitiremedim ki giriş gelişme sonuç olsun
Bir de ne anlatacaktım ki ben senin hakkında
20 yıl yahu borumu bu….
yediğimiz nanelerden tut da mahremiyetin bile olmadığı bir paylaşım…
haa önce gülme krizlerimizi yazayım dedim
sonra yok yahu az ağlaşmadık da dedim
sonra hiç konuşmadan ya da aralıksız konuşarak saatlerce biryere çöreklenişlerimiz geldi aklıma….
her şey hücum etti beynime hangisini yazacaktım ben?
hani birini yazmasam küsecekler gibi…
sonra bir tek cümleyle ifade edeyim dedim;
imkansız! olmadı….
kelimeler kifayetsiz kaldı…
ne yazim…
ne yazim…
hmm buldum galiba
şansım,evet evet ŞANSIM
açılımını da sen yap artık
İYİ Kİ BENİMLESİN……..

25 Şubat 2009 Çarşamba

yem

Hapis bir yaşam benimkisi,
Müebbet yıkılmışlıklar,
Sevinçlerime yargısız infazlar…
Geçmişten kalan alışkanlık duygusu kırıntıları bendeki
Hain kuşların yediği…

bilinmezlik

Karabahtlıların lideriyim ben…
Ne dünüm belli ne yarınım….
Bir garip bakış çocukluğumdan beri yüzümdeki,
Ne sevgim belli ne sevgisizliğim…
Kuş yürekliyim ben hür ama telaşlı.
Sonbahar yapraklarının dalları gibiyim,
Bahar gelince yeşeren haricinde hep dökülen…
Aşk benim baharım…
Zaman aralıklarının insanıyım ben;
Birçok şeye geç kalmış,
En son varması gereken yere en erken varmış.
Yokluğumla varlığımın savaşı bu içinde kaybolduğum..
Birçok nida var uzak diyarlardan yayılan ve bana ulaşan..
Benimse ulaşamayanlara hasret bu deli gönlüm..
Bilinmezliklerin sultanıyım kendimi bildim bileli,
Kendimi bilmediğim zamanlardaysa deli aşığım..
Aşk 3 harfli…
Acı gibi…
Yine deli bir hicran bendeki…
Canım acımadan daha fazla gitmeliyim,
Yok olmalıyım ustaca….

gizem

Ne vefamın ne de fedakarlıklarımın hesabını yapacağım…
Sadece gözyaşlarım var içime akan…
Yağan yağmur bile benimle başa çıkamıyor…
Ne anladığım var ne anlaşıldığım…
Belki de böylesi güzel sinsice…
Ah bir de olabilse…becerebilsem…

kayboluş

Bana birşeyler anlatmaya çalışan(bulutların arkasına saklanmış)ayın şavkı sinsice vurmuş nehire…

Ve ben senin ellerin olmadan,

avuçlarının arasında yüreğimin çarpıntısıyla kayboluyorum yine…

gelme

Akşam oluyor ve ben gün ile beraber kararıyorum…
Oysa ne kadar güzeldi bu vakitler heyecan dolu…
Şimdi yine seni beklemek vardı..
Sana anlatacaklarımı tasarlayarak..
Gelseydin,
Ben her diyeceğimi unutsaydım seni görünce..
Şimdiyse içimde dinmeyen fırtına…öfff…sersem...
GELME.....

ATEŞ

Canım sıkılıyordu…
‘Dışarı çıkalım’ dedim abime..
Saatlerce dolaştık arabayla,
İkimizde sessizdik.
İnce bir müzik…
Umutlarım sönmüş,dünyam karanlık…
Her şey anlamsız ve yoz…
Bir kısır döngü karşı konulamaz,
Bir acı anlatılamaz…
Yaktığım sigaranın dumanı beynimde,ucundaki kül birikintisi düşecek…
Yıkılmış kalmış viraneyim…
Açtım pencereyi,sağdaki sonsuz pırıltıdan gözlerimi alamadım.
Binlerce ev vardı ve her birinin içinde yanan başka bir ışık..
Cürumu kadar yer yakar derler ya yakmış kavurmuş sonsuzluğu o evlerdeki binlerce ateş…
İnsanoğlu arsız;onca sıkıntımın içinde gülümsediğimi fark ettim.
O evlerin içinde yaşayan umutları düşünerek…
Kimbilir belki de hayatı yenilemek gerek…

Soğuk Şubat Gecesi

Soğuk bir Şubat akşamı.
Kalabalık yalnızlık başladı yine…
Lanet ediyorum,küfür ediyorum umurunda değil gecenin…
Niye bu kadar hüzünlü?niye bu kadar alkolik?niye bu kadar sade?
Yıldızlar yalnızlık rolümü alkışlıyor…
Yine doğacak güneş,başlayacak tasalar..
Ama ben sızacağım yalnız sabaha uyanmak için…
Gece yalnız ben uykusuz…
Böyle geceler mahvetti midemi..
Tek zevk aldığım yemek yeme eylemini bu geceler köreltti…
Yediğimi de kabul etmedi sonra mide…
Aslında hoşuma gitmiyor değil,
Epey bir kilo verdim
Kimin umurunda?...
Rüyamda güzel şeyler görürüm belki…

Bir çocuk sevdim...

Bir çocuk gördüm dün akşam;gözleri çakmak çakmak,yüzü kir pas içinde...
Bir çocuk sevdim...yanağında gamzesi,gözleri buğulu,titrek sesli...
Hoyratça itilmiş kakılmış aşağılanmış buna rağmen gülümsemesi hayata karşı dimdik kalmış...
Bir çocuk sevdim...elinde 3-5 kuruş,umudu çöp kutusu içinde,
hala yaşıyor saf duyguları onun o çocuk kalbinde...
Ben başını okşadım o buğulu ifadeyle gözlerime baktı...
Para verdim almadı ''Açmısın?'' dedim hayır dercesine başını salladı...''tokum'' dedi fısıldayarak,midesinde açlığı yüreğinde tokluğuyla...o sevgiyle doydu başını okşadığımda...
yıllar geçti...
Şimdi bir çocuk seviyorum...gözlerindeki buğu gitmiş,kucağında kitapları,
yanıma yaklaştı karnesini gösterdi bütün dersleri iyiydi ''okuyorum'' dedi, para verdim almadı ''yemek?'' dedim ''uzun süredir tokum'' dedi daha da derinleşmiş gamzeleriyle gülümseyerek...
Buğusu gitmiş ateş çakan gözleri bana hayata dair bir kez daha ümit verdi...

24 Şubat 2009 Salı

Gidemeyensin...

1 ay oldu…koskoca 31 gün…sen gideli…
hoş gidemedin de… yazık…
Benden gitmeyi beceremedin de sen senden gidebildin mi?...
Yok yok gidemedin… sen o kadar bendeydin ki ne senden ne benden gidemedin…
Yok olduğunu zannediyorsun… hayır be yok da olamadın.. o kadar buradasın ki sıkıldım bile… silüetin gitmiş ne fayda… ruhun burada be adam ruhun burada…
Git.. kaç… yok ol.. arama… sorma… maalesef bu da olmuyor yapamıyorsun…
Kal demedin diyeceksin belki…
Gidene kal denir… sen gittin mi sanıyorsun?
Bedenin gitti hoş güzel de;yaşanmışlıklar… paylaşımlar… anılar… gülüşmeler… ağlaşmalar...
Beyaz güller… bir tabak çilek…deniz kabukları…
Onlar bende… götüremezsin… onlar benim… vermem…kazıdım ben onları…
yüreğime beynime kazıdım…
Dokunma…
ben sana nasıl dokunamıyorsam sende onlara dokunma..
gözyaşlarımla suluyorum güllerimi… her damlasıyla biraz daha besleniyorlar…
her sabah günaydın diyorum deniz kabuklarıma yosun yeşili gözlerine dermişçesine..
gülümsüyorlar ‘günaydın minnoşum’ diyorlar tıpkı sen gibi… ama senden daha vefalılar…her sabah her akşam aynı yerde buluyorum onları… canları sıkılınca gitmeye,sebepsiz yok olmaya kalkmıyorlar… sana gösterdiğim şefkatin,ilginin yarısını bile göstermiyorum oysa…
Bana getirdiğin bir tabak çilek tadında yaşadım yaşıyorum anılarımı bile…
Bende kalan yanın kadar mutlu mu giden yanın?... neyse…

GÜL den cevap

canıııımmm!
var ya okudum ağladım, okudum ağladım.....
geçmiş zamanlardaki birlikteliğimiz harikaymış bak.şimdi de zamanlarımızı paylaşıyoruz.bir tek bedenlerimiz olmadan. sesimizle. o yüzden özlem doluyum. mucks!
senin yüreğin gibi geniş belki benimki de, öyle herkesi içine almaz :)
kimler var, bir sen biliyorsun zaten :)
her zaman büyüğüm, akıl ustam ama aynı zamanda akranım, arkadaşım,dert ortağım oldun.
ben de seni ölesiye seviyorum.
kendine iyi bak.canımm!
mucks!
mucks!

GÜL'ÜM

Bebekliğim,çocukluğum,yetişkinliğim… utanmasak beraber doğacakmışız ama farklılık olsun demişiz herhalde… ben 1 yaşındayken sen doğduğunda ağlamalarını kedi miyavlaması sanıp pisi pisi yaparmışım ya ben sana;en çok onu hatırlamak isterdim…bana ilk lakap takan insan…. Sally değil de Hally, bazen de Helen… yani bir insan s yerine niye h kullanır ki… Minik Gül… Hep öyle mi kalsaydık acaba diye düşünmeden edemiyorum bazen…en güzel yıllarımızdı bence…en büyük derdimiz oyunlar oynarken didişiyor olmaktı…gerçi sen hep beni ısırırdın ya olsun…sen benim bebekliğime ait çocukluğuma ait tek şeysin…ve bu şey iyi ki de sensin…
Kaderin oyunu bir gün gelip seni kopardı benden… çok hatırlamıyorum o kopuklukları…. ya da şşşt aramızda kalsın kimseye söyleme hatırlamak istemiyorum… biz istemedik ki sonuçta…sosyal şartlardı kopukluk yaratan bizde…şimdi aramızda 1000 km olsa da sen benim yanımdasın herkesten fazla,ben senin..

sana ait tek gerçek biliyorum:paylaşım!!! hem öyle bir paylaşım ki kimsenin eksiltmeye gücünün yetmediği… gönlün geniş,yüreğin geniş senin…

kefeni yırtmışsın kızım, sana saygımız sonsuz…

Kaza geçirdiğini duyduğumda daha önce hiç böyle bir acı yaşamadığımı düşündüm… anlattılar inanamadım… kavrayamadım… sindiremedim … yakıştıramadım… gece gündüz dua ettim, Allah’ım onu bize bağışla diye… geçmişimi,geleceğimi bana bağışla… öyle hissediyorum ki sen hem benim en büyük geçmişim hem de geleceğimi paylaşacağım;destekçisi olacağım,destekçim olacak Gül’ümsün.

Ben onu bunu bilmem, hep vardın hep olacaksın… bu bana büyük bir güç veriyor… sırtımı sağlam hissediyorum… gönlümde bir el, bir dokunuş, bir kavrayış hissediyorum… her aklıma geleni söyleyebilmek,her aklına geleni söyleyebilmen önemli hissettiriyor bana kendimi… özgüven zincirimin en büyük halkasısın…

iyi ki varsın…

SENİ SEVİYORUM…

VUSLAT

Sessiz ve durağan bir dış görünüşün aksine fırtınalı bir iç dünya… kendini bildi bileli böyleydi bu kız… çelişkilerle dolu bir benlik, bir yaşam… kendi bir şey yapmıyordu oysa… olduğu gibi, durduğu gibiydi… hayal kırıklıkları yaşasa da en büyük avantajıydı kendi gibi olmaktı… ben–sen-o olmadı hiçbir zaman… hep kendiydi, hep kendi olmalıydı… bazen öylece bakakalıp olaylara, bazen fırtınalar koparabilirdi; bazen o kadar kendiydi ki kendine bile sığmıyordu… bazense bir o kadar eksikti… sis çöktüğü zaman yüreğine bulutların çarpışması an meselesiydi, öyle bir yağardı ki, sonra kimse durduramazdı…

Hiç ÇOK şey beklemedi hayattan, olduğuyla yetindi… ne kompleksleri vardı, ne kaprisleri…

Yıkılmışlıkları vardı… yitirdikleri vardı... bu kumpas ona fazlaydı… fani şeylerle işi yoktu.. sevgi vardı onun için, güven vardı… gerisi zaten olurdu… ah, bir de bir anlayan olsaydı…

İnişleri çıkışları olsa da, yakalamıştı hayatı ucundan… hayalleri… çırpınışları... hataları… günahları.. olsun, hepsi onundu…

derkeeen biri çıktı karşısına, bu O’ydu… güneşi oldu yağarken… baharı oldu eserken…tamamlayıcısıydı… hak ettiği aşk meltemini ılık ılık O estiriyordu…

Aksiliklerin alasını yaşıyorlarsa da tutunacak dalıydı o… üstelik o dal kök salmış, koca bir çınar olmuştu gölgesinde serinlediği…

Bir gün hak ettiklerini bulacaklar ve doğa onları en mavi ve en yeşiliyle kucaklayıp huzur verecekti…

HUZUR İÇİNDE KAVUŞMANIZ DİLEĞİYLE…

MUTLU SON...

Kalabalık içindeki yalnızlıkla başlayan bir serüvendi onunki…hayata gözlerini açtığında bir sürü nefes bir sürü hayat vardı onun yanında…hep de oldular..zaman zaman anlamlarını yitirseler de,yaptıkları amaçlarını aşsa da vardılar..hep de olacaklardı..belki de asıl sorun buydu..bu kadar olmamalılardı.bu nefesler bu hayatlar bu kadar müdahele hakkı bulmamalılardı kendilerinde..
Ama o farkındaydı zaten her şeyin.izliyordu kulisten bu trajikomik hayat oyununu…bazen sahneye atladı başroldeymişçesine bazen figürandı bilinmezliklerde..hatalarda yaptı belki ama tertemiz bir yüreği vardı.hatasını da sahiplendi güzellikleri de paylaştı sevdikleriyle..yoruluyordu,tükeniyordu,yitiyordu bazen bu kumpasta. Savaşıyordu;yara alıyordu,iyileşmeyen yaraları,kabuk bağlayan zedeleri vardı…sessizdi…acıları yutkunuşlarında gizliydi… ama garip bir güç vardı kendinde hissettiği… yalnızdı çünkü… bütün o kalabalığa rağmen yalnızdı… sinsi bir düşman gibi vuruyordu onu kalabalık içindeki yalnızlığı..gözündeki tozpembe perde kalkalı çok olmuştu onun ama garip bir tutunuşu vardı hayata..zaman zaman tökezlese de hep tutundu sımsıkı bir şeylere…yorgun iç dünyanın aksine bir gülümseme vardı yüzünde .sadece dikkat eden hissedebilen görürdü gözlerindeki burukluğu….
her şeye rağmen bir ışıltısı vardı onun..sanki iyilikleri çekmek isteyen bir ışık….
her kışın bir baharı her gecenin bir sabahı vardı elbet…olmalıydı…
Derken beklenen oldu bir sonbaharda ilkbaharı yaşadı hande ruh ikizi olmalıydı bu adam yaşanmışlıklara inat baharı oldu onun….taze bir nefes,pırıltılı bir bakış,canyoldaşı hayatın bütün güzelliklerini paylaşmak için…beraber yeşillenip beraber ışık saçıyolar şimdilerde…
HEP MUTLU OLMAN DİLEĞİYLE…

Sessiz Çığlık...

Hatırlıyorum…küçükken büyümüştüm,hep büyük kaldım…çocuktum;çocuk olamadım hissetmedim yüreğimde çocukluk…hani derler ya ''içimdeki çocuk büyümedi’’ ben hiç çocuk olmadım ki içimdeki çocuk öylece kalsın…
Anlatıyorlar bir şeyler ''sessiz sakindin iyi bir çocuktun’’diye bundandır değilmi iyilik?sesini çıkarmazsan bir şeye iyisindir işte…çocuktum yorgundum yaşıma boyuma bakmadan…sessiz bir çığlıktı içimde yaşadığım..
Büyüdüm çocuklaşamadım yine büyüdüm…zevk almaya çalıştım hayattan…her şeyi denedim ama gördüm ki tecrübe sadece acı veriyor ben ilerlemeyi ummuştum oysa…kazançlarımda var elbette ama ben o kazançları sağlamak için ne kadar eksildim..''hayat ilerlemektir!’’dediler ben koştum yetişemedim koşu bandıydı sanki benim hayatım koş koş..boş…
Tecrübe edineceğim diye yediğim darbeler beni daha dikleştirdi daha güçlü kıldı…güçlüydüm…her düştüğümde kendim kalktım…herkes tebrik etti beni ''demir yürekli kızım’’ dedi annem.yüzüm gülüyor içim ağlıyordu oysa…ama iç’ti işte bu görünmüyordu ki kim ne bilecekti…
Değişim lazımdı…karşıma o çıktı…başkaydı sanki;şu koca evrenden farklıydı…işte bu!!!hayatımın adamı bu!!konuşuyorduk,anlatıyorduk,paylaşıyorduk..dünyanın rengi değişti..siyahlıklarda vardı elbet ama güneş öyle bir açmıştı ki onlar gölge olmuştu sadece…farklı bakıyordu,nebilim iç gıcıklayan bir duruşu vardı hayata karşı…mutluydum..seviyordum…seviliyordum…değer veriyor değer görüyordum üstelik her şeyin bir anlamı vardı..sonra..sonra birden gitti.her şey yalan her şey boş dercesine gitti..bakakaldım..kıpırdayamadım…niye gitmişti neden gitmişti önemli de değildi gitmişti sadece…boğazım düğümlü 23 gündür…gözlerim dolu..nefesim tıkanık…kalakaldım…boğuldum…güneş battı…içimdeki büyük diz çöktü kalakaldı öylece…bir çocuk gibi ağlamak istedim hiç çocuk olmadım ki,bilemedim nasıl çocuk gibi ağlanır…büyükçe ağladım kendi başıma sessiz çığlıklarımla….

BİLMİYORUM.....

Bir garip hazanlardayım,

Ne olur gel bu akşamüstü…

Beni beklediğin yerde öylece dur...

OFFF…

Yine akşam oldu yine yoksun

Belki de hiç olmadın bilmiyorum…

Bence vardın sence yoktun belki de

Bilmiyorum….

Görüyorum seni ara sıra

Sen beni görmüyorsun,

Belki de görmemezlikten geliyorsun

Bilmiyorum

Seni görünce tuhaf oluyorum

Kalbim yumuluyor..

İçim daralıyor…

Belki de kriz geçiriyorum

Bilmiyorum…

Hani sen bana diyordun ya

Her şeyi biliyorsun diye

Şimdi her şeyi unuttum

Kendimi yitirdim belki de

Bilmiyorum….

Daha öncede aşk yaşadım

Şimdiyse aşkın anlamını sorguluyorum

Duygularımdan kuşkulanıyorum

Sana aşık değilim galiba ama seviyorum

Bilmiyorum….

Eğer öyleyse niye hep seni yazıyorum?

Bilmiyorum…

Niye hep aklımdasın?

Niye beni benden aldın?

Bilmiyorum….