25 Aralık 2009 Cuma

YAZAMIYORUM

Tıkandım…
En kolay en rahat yaptığım şey olan yazmak eylemini de beceremiyorum artık…
Doğrusu boşluktayım..
Beynim alınmış gibi…
Hissedemiyorum…
Ne hissedeceğimi bilemiyorum….
Gereksiz bir yürek çarpıntısı…
Bir uyuşmuşluk hali…
Yaşıyorum…
Nefes alıyorum…
Uzuvlarım sağlam…….
Ailem başımda……
Arkadaşlarım,dostlarım var……
AMA
Ben yokum..
Cesedim var…
Ruhum yok…
Aradım taradım yok…...
Acı yok…
Aşk yok..
Sevgi yok…
Mutluluk yok…
Huzur yok…
Olumlu ya da olumsuz hiçbirşey yok..
Boş boş bakan gözler..
Koca bir boşluk sadece…
Ve yapması gerekeni yapan bir vücut…
Okadar….

2 Ekim 2009 Cuma

pöffff

tıkandım...
kelimeler tıkandı...
işleyişler tıkandı...
alinin küllahı veliye dar geliyor artık...
sıkıldım...
iniş çıkışlardan,şekillerden,sahteliklerden...
alıp başımı gitmeliyim...
uzuvlarım ve cebim izin vermiyor...
gitsemde 2 kişi gideceğim galiba...
nereye nezaman bilinmez...
yoruldum...
kimsesizliklerden..bilinmezliklerden...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

:(

fırtınadan önceki sessizliktir beni devşiren hayatta...
hiç fırtına kopmadı oysa...
koparamadım...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

koltuk

salondaki koltuğun önemini kimse bilmez aslında....
iç dünyasını ve neler yaşadığını belli etmeyecek kadar ketumdur...
kimse bilmez mesela kaç çocuğun ayakkabısıyla ezdiğini...
kimse bilmez üzerinde neler yendiğini ve çoğu zaman kırıntıları barındırdığını...
kimler ne dedikodular yapmıştır ne dertler paylaşmıştır üzerinde ama o karışmaz...
o sadece barındırır...
ayağınızı toplar oturursunuz da rahat edin diye eğilip bükülür minderleri...
kolları vardır ister kolunuzu dayarsınız ister başınızı ya da ne bileyim ayağınızı uzatırsınız da destek oluverir size...
çok sevgililer aile duymasın diye salondaki koltuğun üzerinde telefon konuşmalarını yapmıştır da ilan-ı aşk etmişlerdir birbirlerine ya da kavga ederler bilinmez...
sırt minderlerini kaldırdığınızda koca bir yatak oluverir size..
sarıp sarmalar...
hayallerinizin,rüyalarınızın tek ortağıdır ve sırdaştır..
gözyaşlarınızı dökersiniz de üstüne,sesini çıkarmaz daha çok ağla rahatla dercesine şekil alıverir size göre...
kıymetini bilmek gerek bu asil,ketum,sırdaş dert ortağının...
isminin içindedir anlamı;size koltuk çıkar herzaman,
karşılıksız kabullenir sizi hiçbir çıkarı olmadan...

26 Haziran 2009 Cuma

gerçek....

beni sevseydin gitmezdin benden...
seni sevmeseydim gitmezdim senden...
bazen çekip gitmek gerek,bazense ölümüne kalmak...
kal diyorsa içinden bir ses uyacaksın ona,
gitmekle doluysa kafan dönüp bakmayacaksın arkana..
gidene yardım et gitsin...
gerçekten gitmekse niyeti dönmez bir daha...
geri dönüyorsa gülümse ama kapılma tekrar gidecek nasılolsa...

25 Haziran 2009 Perşembe

NE DESEM?

gülüyorum....
anlamsız bir tebessüm yüzümde...
neye ve niye bilmiyorum...
sinir yok,öfke yok,kin yok..
sinirlerim alınmış gibi...
ters giden çok şey var oysa...
umrumda değil ama...
kayıtsızım herşeye...
belki de yoruldum oyüzden...
büyük bir boşluk içerisinde dopdoluyum...
kızamıyorum kendime ve kimseye...
herkesin Allah gönlüne göre versin diyorum çekiliyorum geriye...
sütten çıkmış akkaşık değilim lakin bukadar zevali de haketmiyorum galiba...
bilmiyorum...
izliyorum sadece...
küçükken de izlerdim...
kim konuşuyorsa ona bakardım...
buyüzden ablam arkadaşları geldiği zaman beni istemezdi yanlarında...
herkesi dinliyorum,izliyorum diye...
konuşmamaktı tüm suçum ve hatta karışmamak...

23 Haziran 2009 Salı

MATRUŞKA

içimi açıyorum sana,
bir ben daha çıkıyor,
sonra bir ben daha...
bitmiyor 'ben'ler...
bir de bendeki 'sen'ler var üstelik...
sen daha farkedemedin onları...
seni açıyorum bir sen daha...
bir tane daha...
bende ne işi var değil mi?
değilmiş..
benimmiş onlar...
bir sürü ben ve bir sürü sen...
üstelik sen yokken...

15 Haziran 2009 Pazartesi

SENCE?

işten çıkıp eve gideceğim şimdi...
akşama ablamlar ve abimler bizde yemekte olacaklar...
beraber yemek yiyeceğiz...
yiğenlerimi seveceğim,hizmet edeceğim,yemek yiyeceğim,oturacağım,kalkacağım...
sonra evlerine gidecekler,ben duşumu alacağım bilgisayarımı açacağım,internette dolaşacağım,bilgisayarımı kapatacağım...
PEKİ YA YARIN?

11 Haziran 2009 Perşembe

ağlayabilsem....

Haziranın ortası yağmur yağıyor Adanamda...
havadaki is'i ve pis'i alıp götürmek istercesine...
gökyüzü olsam diye düşündüm birden...
bulutlarım olsa...
çarpışsalar...
ağlasam...
içimdeki is'i ve pis'i alıp götürürmü gözyaşlarım?...
güneş açar mı içimde?

9 Haziran 2009 Salı

düzen....

adaletsizsin be dünya bunu bilir bunu söylerim...
isyan etmek değil niyetim...
biliyorum kendi içinde bir düzensin...
verdiklerinin de sebebi var,aldıklarının da...
lakin acımasızsın be dünya...
vicdanın yok pek....
oyunu seviyorsun...
cezaların ağır yenilene...
ama işini biliyorsun takdir etmek lazım...
önce sunuyorsun tüm niymetlerini,sonra isteme diyorsun...
kurnazsın...
tadına bakan vazgeçemeyecek senden biliyorsun...
önce bedava herşey sonra bedelli...
ödeyebilene....

6 Haziran 2009 Cumartesi

melankoli

yorgunum...
ayak tırnaklarımdan saç diplerime kadar uzanan ince bir sızı var bedenimde...
bir cumartesi akşamı ve ben yine evdeyim...
çekildim köşeme...
düşünüyorum,okuyorum,su içiyorum...
gözlerim kapanıyor ama uyumayacağım...
henüz erken...
ne için kim için erken bilmiyorum ama erken işte...

3 Haziran 2009 Çarşamba

öylesine....

ağır gelmeye başladı yine herşey...
lakin hayatımıza şekil veren bizleriz...
Rabbim akıl bahşetmiş hepimize...
alternatifler sunmuş...
seçimin senin ellerinde demiş bir de...
sen seçmesini bilemediysen suç kimin?...
bir de kalp vermiş...
aklın şeytana uyması için bir kalp...
ondan da kötüsü vicdan duygusu...
yoğunlukla vicdanın bir organ olması gerektiğini düşünürüm;
aldırabilmek için...
itler yesin vicdanımı hesabı...
birtek ailemizi seçemeyiz...
geri kalan hayatımızı yönlendirmek,kimlerle muhattap olacağımıza karar vermek yetisi bizde...
ama sen herkesi kendin gibi bilirsen olmaz işte...
olmadı da zira...
tecrübeyle sabit!
öyle her önüne geleni hayatına dahil etmemelisin...
hiçkimse kötü değildir ama yetişme tarzı,yaşam standartı,yaşadığı yer,hayata bakış açısı sana bir şekilde zarar verebilir...
kimse sen değildir ki...
herkes farklıdır...
kardeş,anne,baba,eş,dost farketmez farklıdır işte...
hayatındaki kişilerle ne kadar ne paylaştığın önemlidir...
ince bir çizgidir o;sırat misali...
her yanlış adımın seni bir şekilde yakabilir...
kalbini yakar,aklını yakar,vicdanını yakar...
yakar da yakar işte...
dinleyene,anlayana,uygulayana...

30 Mayıs 2009 Cumartesi

sonuç?

karışık...
güzel bir kelime...
tek başına da çok anlamlı...
başka bir kelimeye ihtiyacı yok yanında...
yaşanılması zor ama kendi çok güçlü...
tek başına çok derin...
herşeyi içeriyor ve herşeyi anlatıyor...
insanı düşünmeye iten ve harekete geçiren bir kelime...
karışık...
güzellikler ve çirkinlikler birarada barınıyor bünyesinde...
neyi tercih etmek istediğinize ve ne uyguladığınıza bağlı...
karışık dediğiniz olaylarla anca kararlılıkla başa çıkabilirsiniz...
ondan kurtulmanın tek yolu budur...
aksi halde hayatınız kerışıklığın elindedir...
kabullenseniz iyi olur...
bu yazıyı niye yazdım bilmiyorum ama sanırım hayatım karışıklığın ellerinde...
ve benden fidye istiyor.....

22 Mayıs 2009 Cuma

kadehteki ben...

insan hayatını hep bir kadehe benzetirim ben...
hayat tüm cömertliğiyle rakı misali dolmuştur içine...
onun ayarını tutturmaktır marifet olan...
nekadar sulandıracağın senin elindedir yani...
bir miktar sulandırmak gerekir elbet...
ancak suyu fazla koyarsan gevşer...
öyle de olunca hem zevk almazsın hem de çabuk çarpar...
aslolan sek içmek de değildir zira yakar...
yanında buz ister meze ister...
kadehi ağzına kadar doldurmamak da gerekir bana kalırsa...
herzaman dudak payı bırakmak gerekir...
ben hep üç buz attım kadehime...
sevgi,saygı,merhamet...
işe yarayıp yaramadığı tartışılır...
bazen fazla sulandırdı bazen az kaldı ama...
hep çakırkeyifim...
güldürürsen güler,dokunsan ağlarım...

21 Mayıs 2009 Perşembe

NE YAPMALI?

sustum,
acıdı kalbim...
konuştum,
acıdı dilim...
okudum,
acıdı beynim...
yazdım,
acıdı yüreğim...
güldüm,
acıdı dudağım...
ağladım,
acıdı gözlerim...
sevdim,
acıdı benliğim...
KÜSTÜM.....

18 Mayıs 2009 Pazartesi

NEŞE

felek karşısına ilk çıktığında çok küçüktü neşe...
onun sevimli oyunlarına kanmış,hayat denen koca salonda onunla dans etmek zorunda kalmıştı...
bir tango dansçısı edasıyla kafasını hiç eğmiyor,dimdik duruyordu..
hernekadar felek figürlerde yanlışlık yapıp neşenin ayağına takılsa da ustaca kamufle edebiliyordu bunu..
adı kadar neşeli ve umutluydu...
lakin karşısına çıkan güçlükler pek de çabuk pes edeceğe benzemiyordu...
hayatın bir yerinden kotarsa diğer taraflardan saldırı geliyordu...
herkesi anlamak ve herkese kendini anlatmak zorundaydı...
çünkü etrafındakiler kısırdöngü bir hayat yaşıyordu ve onun geniş dünyasını anlamıyorlardı....
ilk kabuğunu kıran olmak ağır bedeller ödetse de yılmamaya çalışıyordu...
ilkönce sevdiği işi yapmaya karar verdi ve eğitimini aldı...
sonra mecburi hizmet için şehir dışına çıktı ve orada yaşamını devam ettirdi...
etrafındakiler için bu bile yeterince uç noktaydı...
lakin bu onun hayatıydı ve bildiği gibi yaşamak zorundaydı mutluluklarının da mutsuzluklarının da sahibi olmak istiyordu...
gün geldi etrafı da onu anladı ve herşeyi benimsediler çünkü doğru onunkiydi sadece biraz daha geç karşılaştılar okadar...
kendi işini yapıyor,kendi hayatını yaşıyordu ama birşeyler eksikti...
besle,büyüt ve nankörlük gör sisteminde çalışan özel hayatı allak bullaktı ve artık umrunda da değildi...
hayatı sorguladığı günlerden birinde çalıştığı okulun servisinden dışarı umutsuzca bakarken buluta takıldı gözü...
sanki bulut ona gülümsüyordu...
birden bir ışık,bir umut geldi yüreğine...
'Allah'ım beni sevdiğin için teşekkür ederim,şükürler olsun!'dedi
ve biraz daha gülümsedi bulut...

14 Mayıs 2009 Perşembe

kimbilir?

-sally saat 1...
-biliyorum...
-ne zaman yatacaksın da nezaman kalkacaksın?
-bilmiyorum...
aslında nezaman kalkacağımı biliyorum çünkü işe gideceğim ama nezaman yatacağımı bilmiyorum...
yatıyorum beynim durmuyor...
tam randımanlı iş makinası çalışıyor ha çalışıyor...
sağdan,soldan,aşağıdan,yukarıdan düşünceler hücum ediyorlar...
sadece kendimi de düşünmüyorum üstelik...
ona nolacak,buna nolacak...
sanane dimi?
yok banane değil işte...
herkes mutlu olsun,herkes huzurlu olsun ki ben de olayım...
herkes uyuyor oysa belki de rüyalarında mutlular...
benim bir rüyam bile yok şimdi...
birazdan olur mu acaba?
olur belki!
hadi ben dualarımı edeyim de yatayım bari;belki uyurum.
ha bir de;
belki birgün...(boşlukları olumlu düşüncelerle doldurun ve gülümseyin)
ne dersiniz?

GAMLI BAYKUŞ

ikizler burcuyum ben...
ne zaman neye heves edeceğim pek belli olmaz...
çok büyük heveslerim olmadı hiçbirzaman ama hep oyalanacak,hayata tutunacak birşeyler buldum kendime....
bir ara okumaktı...
öyle bir okumak ki ilkokulda 1 haftada roman bitirecek kadar okumak...
ortaokuldayken de yabancı müziklere düşkündüm mesela...
özellikle 80 lere ait önemli bir arşivim vardı...
vardı diyorum çünkü benim sarışın kızkardeşim o küçük yaşta kasete ses kaydetmeyi keşfetmenin gururuyla kendi muhteşem(!) sesini nice sanatçı ve yorumlarına tercih etmişti...ve arşiv yalan oldu...
sonra dergiler;gençlik dergileri ama öyle nasıl makyaj yapılır,erkek nasıl tavlanır filan anlatılan dergilerden değil böyle esaslı,gençliğe yardımcı,yönlendiren, bilgilendiren dergiler...
bir de abimin havacılıkla ilgili olan dergileri vardı...
onları da okurdum...
sonra birara kurslara taktım kafayı;bilgisayar kursu,muhasebe kursu hepsine gittim...
sonra üniversite...
orada kendimle ilgili zevk aldığımı keşfettiğim şeyler oldu;yemek yapabiliyor olmak gibi...
çeşit çeşit en lezzetlisinden...
övünüyor demeyin;yiyenlerin ve övenlerin yalancısıyım...:)
evdeyken pek ihtiyaç olmamıştı benim yemek,pasta,börek yapmama zira annem bu işin duayenidir...
aramızda kalsın;boynuz olarak kulağı geçmeye çabalıyorum ama anne yemeği farklı oluyor yahu!!!
kendi de farkındadır bu durumun ve takdir edilmediği zaman mutlaka 'hmm çok güzel olmuş' diyerek gözümüzün içine bakar sonra gelsin iltifatlar...
neyse okul da bitti çalışmaya başladım...
çalışıyor olmak en büyük zevkti benim için hem hobim hem de hayat akışım oldu...
(bir de kişilerle iletişiminiz sağlamsa haftasonu bile yerinizde duramıyor oluyorsunuz...)
çalışmadan evde oturmayı hayal bile edemiyorum...
sonra birara da dizilere taktım;hergün mutlaka bir dizi izliyordum işten geldiğimde,
şimdi onu da bıraktım ve iyi yaptığımı düşünüyorum;her akşam dizilerdeki karakterlere üzülmekten helak oluyordum ayol...
zaten etrafımızda yeterince çeşitli hayatlar yaşayan,üzülen,kırılan,mutsuz insanlar var;onlara destek olmak varken bir de enerjimizi sanal aleme harcamamak lazım değil mi?...
şimdilerdeyse tekrar yazmaya başladım....
başıma gelen iyi kötü ne varsa yazıyorum...
ne düşünüyorsam yazıyorum...
önceki yazdıklarımı da biraraya getiriyor sıralıyorum...
saat gecenin bilmemkaçı ve gamlı baykuş hala ayakta...
yazmaya devam edecek....bekleyin...:)

10 Mayıs 2009 Pazar

kısmet....

'bu dünyada yaşamadım ben hiç...
hiç hırsım olmadı mesela...
arabam olsun,evim olsun,kariyerim olsun;hiç hayal bile etmedim...
şöyle giyineyim,böyle gezineyim çok yavan benim için...
huzurum olsun kardeşiiiimmmm...'
derdim hep....
sevdiğim ve çok önemli paylaşımlar yaşadığım ama şimdi nerde olduğunu ve ne yaptığını bilmediğim ve herşeye rağmen çok sevdiğim Mehmet arkadaşım derdi ki;'sen fazla mütevazisin fazla tevazu aptallıktır' ben de 'esas aptal sensin,insanlık kazanır herzaman' derdim..
açıkçası hala da içimden diyorum amma ve lakin sonuç şudur ki;
borcum var,huzurum yok...
sevgilim,nişanlım ya da eşim yok...
ailemle zıt düştüğüm zamanlardan birindeyim...
bu yaşımda bile birkaç arkadaşımın ne mal olduğunu öğrenip şaşırdım...
hala bu tip şeylere şaşırabiliyor olmamı da sizden önce kendim yadırgadım...
ama.......
sanırım bu hayat benimle uğraşmaktan bıkacak artık ben hissediyorum...
çünkü ben iflah olmaz bir şekilde hala herşeyin iyi olacağına ve kişilerin mutlaka birgün hakettiklerini bulacaklarına inanıyorum..
ümitsiz vakayım biliyorum!!!
beni böyle sevmenizi umuyorum....

uyku öyküsü....

garip...
gözkapaklarım kapanıyor 2 saattir ama uyuyamıyorum...
tam dalacam uykuya;birşey dürtüyor beni...
kalkıyorum tuvalete giriyorum,çıkıyorum,su içiyorum,balkona çıkıyorum faydasız...
içimde bir ateş var parlayıp parlayıp sönüyor...
çaresiz olduğum konular var hayatımda...
uykusuzlukta onlardan biri...
çok seviyorum uyumayı ama uyuyamıyorum...
uyusam da her sese uyanıyorum...
uyku ilacı içtim nafile...
yarın işyerinde bol bol kahve tüketimi demek bu...
midem yine benimle dalgasını geçecek...
kıvrandıracak beni...
inanılmaz ama bir aşk oyununa benzetiyorum ben bu durumu...
hani derler ya kaçan kovalanır diye ...
uyku kaçıyor benden,ben azimle kovalıyorum onu...
pek bir cilveli;geliyor yanıma oynaşıyoruz biraz sonra kaçıp gidiyor...
kendimi hovarda bir erkek,uykuyu da fingirdek bir kız gibi düşünüyorum...
ertesi gün ben ona küstüğümde,yanımda istemediğimde bırakmıyor yakamı...
yan etkileri de beraber..
iç organlarıma kadar süzülüyor haspa...
iş çıkışına yakın 'akşama görüşürüz'deyip gidiyor ama akşam yine aynı hikaye...
güzel güzel rüyalar görmek istiyorum oysa ben...
uykunun tadını çıkarmak...son çareyi deneyeceğim şimdi huzurunuzda...
'benimle evlenir misin uyku'm?'

9 Mayıs 2009 Cumartesi

hüzünlü tosbağa...

yazılarımı okuyan herkes çok karamsarsın diyor....
arkadaşlarım,eşlerim,dostlarım,akrabalarım:biliniz ki:
ben dibe vurmadan yazamıyorum...
ve aslında bilirsiniz ki ortalarda da hüzünlü tosbağa şeklinde gezmiyorum...
hatta çoğu zaman hayatın tam ortasında duruyorum denge benmişim gibi...
ama fakat lakin ben de insanım ve duygularımı aktarmam lazım değilmi?
iyi duygular zaten çok çabuk ve hoyratça paylaşılabiliyor...
aradaki duygular da öyle..
lakin kötü,dibe vurduran,zehirli duygular paylaşılsa da gitmiyor kardeşim...
sürekli savman gerek başından kaçarı yok...
e paylaştığım bir canyoldaşım var ama nereye kadar?
o da insan işkence etmemek lazım...
o da dolunca tekrar tekrar kelimelerle oynuyorum yapacak birşey yok...
çok sıkıldınızsa eğer bir de bunu içinde yaşayanı,yaşadıklarını düşününüz..
herzaman şükretmek için bir sebep var değilmi?
seviyorum sizi....

7 Mayıs 2009 Perşembe

!!

birgün şaşırt beni...
'aboooo ne yaptı' diyeyim mesela...
imkansız dimi?
biliyorummm...

2 Mayıs 2009 Cumartesi

YILLAR SONRA

tıkılıp kaldığı izbe odasından yalnızlık kozasını yırtarak hava almak için dışarı çıkmış İlker...evlerinin bir sokak önündeki hareketli caddeye geldiğinde karşılaştığı insan selinde yok olduğunu hissetmiş...'üzerime akıyorlardı sanki'dedi...tahminimce yalnızlığı düşman gibi çıkmıştı karşısına kendini anımsatıyordu...'bukadar kalabalık arasında yıllar önce tanıdığım ve çok sevdiğim arkadaşımın insan vücudunda tek değişmeyen,sahibini eleveren gözlerini seçtim hemen' dedi bana...ve sanki hiç zaman geçmemiş gibi 10 yıla rağmen aynı şekilde gülümsemiş ve sohbet etmeye başlamıştık...nekadar yürüdüğümüzü bilmiyorum ama yorulduğumuzu farkedince en yakın cafenin deri ve rahat kanepelerine kendimizi bıraktık...muhabbet 10 yıllık bir maziye dayanınca birtürlü bitmek bilmiyordu..zavallı garson siparişimizi almak için nefes almamızı bekliyordu ve gözgöze geldiğimizde gülerek ve belki de içinden söverek 'ne alırdınız?' dedi.ilkerle birbirimize bakarak parmağımızı havada şıklatıp o benim yıllar öncesinden beri sürekli içtiğim limonlu sodayı bense onun sevdiği vişne suyunu sipariş vermiştik.aradan yıllar geçmesine rağmen birbirimizin bu basit özelliğini unutmamamız birbirimize verdiğimiz değerin en küçük göstergesiydi...içeceklerimizi yudumlarken geçmiş hatıraların üzerindeki tozları havalandırmış ve her dağılan zerreden başka bir keyif almıştık...önemi yoktu ayrı geçirdiğimiz sürecin...cafenin camından gözüme takılan trafik ışıklarıyla özdeşleştirmiştim hayatlarımızı...olumsuzluklara dimdik durmuş,olacaklara hazırlanmış ve hayat sınavlarından geçmiştik...
bir süre sonra eski ama eskimeyen dostlarımız Kaan ve Neslihan da bize katılınca sohbet çok daha koyulaştı..bitmek bilmeyen anılar,şimdiki hayatımıza dair anlatımlar,çaylar,kahveler,ilkerin üstüne yıkılan ağır bir hesap adüsyonu,kaanı kandırıp gezdirme ve sahlep ısmarlattırma operasyonu,üzerime oynanan espri bombardımanı derken yüzlerimizde kocaman gülücüklerle evlerimize dağıldık...'bu böyle kalmamalı tekrarlanmalı' diye de sözleştik...1 hafta sonra tekrar buluşmak için haberleşmeye çalıştığımızda İlker'e bir türlü ulaşamadık...zaman geçtikçe endişeleniyor ve ne yapacağımızı bilemiyorduk...çeşitli vesilelerle ev telefonuna ulaştığımızda aldık kaza haberini...bir çılgınlık yapmış,kimseye haber vermeden ankaraya gitmiş bir arkadaşıyla yolun hezimetine uğrayabileceğini hesap etmeden...'4 takla atmışlar kaburga kemikleri omurgası kırılmış'dediler tıkanıp kaldık öylece...sonradan aldığımız haberlerde genel durumunun iyi olduğu ve operasyona ihtiyacı olmadığı bildirilince Allah'a bir kez daha şükrettik dualarımızı kabul ettiği için...biran önce iyileş ve aramıza çabuk dön İlker daha çoook paylaşılacak şeyler var...

1 Mayıs 2009 Cuma

VİRGÜL İLE NOKTA

çok geniş 2 iyi sülalenin bir ferdiyimvirgül
merhamet,vicdan,iyi niyet,sevgi,saygı,sadakat kelimeleriyle büyütüldümvirgül
kolejde okudum,üniversiteye gittimvirgül
annem hiç veli toplantıma katılmadı çünkü ilk ve son katıldığında 'kızınız çok terbiyeli ama hiç ders çalışmıyor'dediler annem 'verecek cevabım yok' dedivirgül
çok kitap okurumvirgül
ruh halime göre her tür müziği dinlerimvirgül
yazı yazarım virgül
iyi bir çalışanımvirgül
kimseye kötülük düşünmemvirgül
iyi bir arkadaş iyi bir dost olduğumu söylerlervirgül
iyi bir dinleyiciyimvirgül
iyi bir aşığımvirgül
fedakarımvirgül
sınırsız sevebilirimvirgül
hiç kendim öncelikli yaşamadımvirgül
bana yapılan kötülüklere sessiz kalırım ve Allah'a sığınırımvirgül
herkes mutlu olsun isterimvirgül
parayı önemsemem o yüzden hep borcum vardırvirgül
giyim kuşam alışveriş gerektiği kadar vardır hayatımdavirgül
gözüm hiç yüksekte olmadıvirgül
hiçbir hırs yoktur hayata karşı içimdevirgül
hiçbirşeyin sahibi olmak istemedimvirgül
ama ve hatta ve fakat ANLAŞILAMIYORUM NOKTAAAAAAAAAA.....

GİRDAP

yaptım yine yapacağımı...
insanların dünyasına süzüldüm...
anladım herkesi...
anladığımı anlattım...
şaşırdılar...
neşe verdim,keyiflendirdim,çözümledim...
başarılıyım...
insanlara ulaşmakta tek geçerim kendimi...
üzülürüm onlar için yürekten hem de...
salıvermem,salıverdirmem...
görevimi tamamlar geriye çekilirim...
sıra bana gelir...
yok gelmez...gelemez...
kapılar kapalı,açmam,açtırmam...
izinsiz girenler ve hep orda olanlar var...o ayrı...
e onlar da ben zaten...
bir de sağırlığım var kendi içimde...
hem sağır hem dilsizim üstelik...
duymazlar beni,anlatmam da zaten...
nezaman anlattıysam geri döndü...
boomerang ama ucu jiletli...
kesiyor yani..
hem öyle bir kesiyor ki sinirler kopuyor...
cerrahi operasyonlar çaresiz...
açılmamak lazım;kendi denizim yeter bana...
yüzmeyi bilmiyorum zira...
herzaman boğulmaktan kurtulacak değilim ya...
girdaplar başladı ufaktan...
büyüğe yaklaşmamak lazım..
çeker içine mazallah...
Bir kendime lazımım...bir de....?

17 Nisan 2009 Cuma

İÇ KANAMA

‘Kol kırılır yen içinde kalır’ derler ya…
hesap etmezler o kolun içindeki yen nasıl batar insanın canına,kanına….
Olan biten olaylar da bir tek senin kolun kırılır üstelik..
Bir tek senin yenin içerdedir ve seni acıtır…
Başka kimseye bir şey olmaz…
Herkes rahattır ve bu rahatlığın içerisinde sen yoksundur..
Vahşi doğa kanunudur bu;güçlüler güçsüzleri yer..
kardeş demez,evlat demez yer…
En kötüsü de arada olmaktır ne vahşi olabiliyorsundur ne de güçsüzsündür ve bu seni çoookk yorar…
Yorgunum…

İki gündür bu şarkıyı sürekli dinliyorum:

‘sen yoktun ben yalnız kalmayı öğrendim
acıya duvar gibi durmayı öğrendim
kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi
köksüz bağsız durmayı öğrendim’

bir yen misali batıyor,kanatıyor bu mısralar..
her dinlediğimde başka sızlıyor içim..
bana yalnızlığı öğreten hayata,hayatın içindekilere biraz daha kırılıyorum…

6 Nisan 2009 Pazartesi

SUS...

Şşşşt içimdeki hatun sussana biraz sen ya…
Bu ne ya vıdı vıdı vıdı…
Sus biraz…
Uyu hadi…
Hem o zaman düşünmezsin,irdeleyemezsin de…
Ne demişler,ne yapmışlar,ne düşünmüşlerse düşünmüşler işte..
Boşver…
Yorum da yapma…
Hadi dön sağına,çek sol bacağını karnına,koy bir elini yastığının altına;
Evet işte tam da böyle kapa gözünü,kulağını,aklını…
Hadi uyu…
Uyusun da büyümesin,susturulsun ninni…

1 Nisan 2009 Çarşamba

EVDEKİ HESAP...

Aradın ya;yetmeliydi bana!
Hep böyle düşünmüştüm:
Sen beni arayacaktın,ben gülümseyecektim…
Dün aradın…
Kazanmıştım!!!
Sen beni aramıştın,gülümsemiştim…
Bugün içim acıyor oysa..
Hay Allah…
Hayıflanıyorum galiba;
Hayatında bir köşe koltuğu oluşuma…

30 Mart 2009 Pazartesi

HAYAT

Birkaç yıl önce yurdumun doğu topraklarında görüp yaşadıklarıma yenilerini eklerken içimdeki o garip hazzın tam bir kelime karşılığı yoktu.Neşeli bir grupla gidilen her gezi gibi bu da benim için çok eğlenceliydi.Yolların her biri sanki başka bir dünyaya açılıyor farklı anlamlar taşıyordu.Otobüsteki her insanın farklı bir hikayesi vardı ama aynı amaç için oradaydılar.İçlerindeki yangına ve fırtınalara rağmen gülebilmek,çelişkilerini ve kaygılarını ertelemek..Yürekleri kireçlenmişse de beyinleri tıkır tıkır işliyordu.En küçük bendim aralarında ama sanki ablalarıydım,teyzeleriydim.Hepsinin sahiplenilmeye ,istediklerinin dile getirilmesine ihtiyaçları vardı.Belki bir gün ben de gözümü açacaktım ve onlar gibi hissedecektim;onlar kadar yaşamış,onlar kadar hayata aç…Bu açlıkla herkesten her şeyden gözüm görüyor,kulağım işitiyorken yararlanmak isteyecek ve sahiplenilmeyi dileyecektim.Haklıydılar aslında;o kadar güzellik karşısında büyülenmemek elde değildi;Balıklıgöl’ün,Malibadi’nin,Vangölü’nün,Mezopotamya’nın yaratılmasındaki o devasa o ilahi güç neden yaşadığımızı niye hala hayatın yarısında olduğumuzu gösteriyordu.Diyarbakır’ın o tarihi güzelliklerini peynir ve ten kokutan insanlarımızın bunu algılaması imkansız ve bu imkansızlığı kabullenişleri korkutucuydu.Anladığım bir şey vardı ki nerede olursak olalım insanoğlu bütün kayıtsızlığımı,bütün vahşiliğini,bütün sevgisini çekinmeden umarsızca gösteriyordu yaşamın kendilerine sunduğu bütün güzelliklere ve acımasızlıklara karşı..Oysa sevdiğini çekip almalı,istediğini yaşamalı,zarar vermekten çok yararlanılmalı,vahşi doğanın sunduklarından…Belki başka bir geliş varsa bu dünyaya;ona sakladım bu insani ama uygulanmamış umutları…

24 Mart 2009 Salı

YAŞAMAKSA....

Bir garip perişanlık benimkisi
Hayata bakıyorum içinde ben yokum,
Kendime bakıyorum içimde hayat yok!
Her olan ve olmayan kabulüm..
Ne dünyayı sorgulamak kaygım ne de gereksiz tevazuya kapılmak
Fazlası aptallık biliyorum..
Evet kendime engel olamıyorum çoğu zaman…
Belki bir yitikliğin simgesiyim..
Bazense;
Kaşınıyorum hayata karşı,
O da çok hazır tımar için..
Doğrularım da oldu yanlışlarım da..
En büyük yanlışımsa;
Bir tek şeyi unutmam genellikle;
İnsan olduğumu başkaları gibi…
Aslında seviyorum da melankolikliğimi;
Kendi içimde kendimim…
Kimse anlamıyor…
Tepkimse mazlum bir tebessüm…
Kendimi yadırgamıyorum da artık..
Daha kahverengi bakıyorum kendi dünyama
Her ne kadar kabullenilmese de daha netim kendimce,
Yaşamak buysa yaşıyorum bildiğim gibi işte…

MARŞ

Uykusuz geceler ve yarınsız sabahlarda boğularak garip ikilemler yaşıyorum;
örümcekler yiyor sanki beynimi,bakıyorum o örümcekler en yakınlarım…
Namus çığlıkları içinde kabakulak olmuş gibiyim..
Bir film izliyorum sanki ne başı belli ne sonu…
Aklım almıyor yapılanları…
İzmir marşıyla başlamış mehter marşıyla sona erecek bir hayat hikayesi benimki…

MESAJ

Yine bir akşam yürüyüşünde mavi yeşil suya yansıyan ışıkların parıltısı;
Titreyen yüreğimin yol göstericisi olan gözlerinin yanında anlamsız kaldı..
Ve benim Tanrı’dan tek bir dileğim vardı…
İşte tam o sırada,o sonsuz boşlukta;yüreğim kadar büyük,benim kadar yalnız ve gözlerin kadar parlak bir yıldız kaydı…
İnanıyorum ki bu Tanrı’dan bana bir mesajdı….

YALNIZLIK

Yarın yine sensiz bir sabaha uyanacağımı biliyorum,
Bu beni öncekiler gibi yıkmıyor gülümsüyorum,
Başucumda bir mum yanıyor,kucağımda radyo çalıyor,
Boşver be gülüm ben ne dersem diyeyim içim yanıyor,
Bıktım bu medcezirlerden,
Bıktım durup durup yıkıldığı halde bu gönlümün sersemliklerinden
İşte yalnız bir gece,hüzünlü bir şarkı daha….

10 Mart 2009 Salı

matem

EMOŞ’UMA
Baraj yolu sessizdi yine bu sabah…
İç ürperten bir matem,deli bir rüzgar
Sanki hayat durmuş,otobüste sadece ben vardım.
Sen gittin gideli perdelerin de kapalı.
Bazen akşamüstleri aralanıyor.
Senin oturup annen için ağladığın yerde,
Artık çocukların senin için ağlıyor…
Yürüyüş yaparken dinlenmek için kahve içmeye gelemeyeceğimi bilmek acıtıyor içimi…
Ooo dedikodular birikti,kime anlatayım da gülelim şimdi?
Tiyatrocu olmalıydın derdik hep,
Bu trajik oyunun yıktı hepimizi,
Nereden bilirdik kapanacak perdenin bu kadar acı vereceğini…
Herkesi ayrı ayrı düşünürdün,
Şimdi herkes seni düşünüyor;
Yiğit yemek yiyor,Kaan oyun oynuyor,Yurdagül ders çalışıyor,
Ama..herkes eksik,herkes yarım…
Hiç olmazsa orada rahat uyu bunun için tüm dualarım….

9 Mart 2009 Pazartesi

RİYA

Sağıma baktım yalan,soluma baktım yalan...
Bir sigara izmariti,dolu bir küllük ve gözyaşlarımdı elimde kalan...
Yaşanılanların acı ve güleçyüzü yine aynı anda göstermişti kendini...
Çok kaybım vardı;saf duygularım,inançlarım...
Karşımda;çirkin insan doğası...
İyi niyetlerimi yargılayıp astım ben de...
Sonra yalvardım Allah'a 'isyanıma aldırma!'diye..
En iyi yaptığım şey gözyaşlarımın hakkını vermekti...
İkilemlerdeyim...
Silkinip kendime gelmeliyim...sanırım...

3 Mart 2009 Salı

SINAV

Tanrı beni çok seviyor olmalı....
hani çok sevdiğini denermiş ya sürekli,
arbedem hiç bitmedi benimde...
2 gün üstüste güleyim,
hemen bir tokat patlayıveriyor suratımın tam da ortasına..
Allah beterinden saklasın!
isyan etmeyeceğim...
durup durup olanlar sinirimi çok bozsa da
isyan etmeyeceğim...
söz verdim Allah'a onun yolundayım...
o ne verse kabulüm..
ama itiraf etmeliyim,
YORULDUM...
lise 1...
şans çarkımın döndüğü yıl..
o yıla kadar iyiydi herşey...
can sıkıcı pek bişey olmamıştı doğrusu
ama o yıl...
ne olduysa işte o yıl oldu...
şansım kayboldu,bulamadım bir daha..
çok somut birşey de yok aslında
şöyle birşey oldu da ondan oldu diye...
herşey kötü gitmeye başladı...
ergenlik döneminin verdiği gudümsüzlük dedim önce..
hayır değildi...
geçmedi bir türlü...
yaşım 34...
iyi şeyler de oldu elbet,
çok mutlu olduğum anlar,
çok güzel gelişmeler...
ah bir de sonuç olabilseydi...
her mutluluğun ardından
ağlamak için bir sebep..
ama hiç inancımı yitirmedim,
hiç yıkılmadım...
her darbe beynime beynime işledi...
babam düştü,tendomları koptu,ameliyat oldu...
içimde fırtınalar koptu..
en çok da yitirme korkusu...
ama dışarıya yansıyan gözyaşı,telaşlı bakışlar ve mahsunluk...
yitirmişim birçok insani duyguyu dışarıya yansıtma alışkanlığımı yitirmişim...
paylaşıyorum sanıyorlar...yanılıyorlar...
bir tıkanıklık var ruhumda,kalbimde..
anjiyosu da yok üstelik...
güçlüsün dediler yalancı çıkarmadım
DEMİR YÜREK oldum....

27 Şubat 2009 Cuma

alev

12 yıl….
Dile kolay….
Birgün açtım bilgisayarımı facebook sayfasına girişimi yaptım,
Bir baktım bir arkadaşlık isteği…
Tanrım…
12 yıl sonra…
Alev…
Hay Allah,ne kadar komikti,
Beraber ye,iç,gül,eğlen,dertleş,ağla
Sonra arkadaşlık isteğiyle iletişim kur
Bir çok arkadaşımla böyle iletişime geçmiştik yıllar sonra..
Ama Alevvv…
Beklemiyordum belki hiç;ondandı şaşkınlığım…
Garip buruk bir sevinç…
Buruktu çünkü o yıllarda ikimizde melankolik insanlardık
O kadar acıtasyona bağlamasaydık o yılların değerini daha iyi bilirdik belki de..
Sevinçliydim çünkü yahu alevdi işte,
Yalnız gecelerde çene yapıp sabahlayabileceğin güzide olgun kişilik,
Ohooo bi derdimiz vardı ki sorma gitsin…
Ne akıl…
Şimdi dert tasa neymiş anlıyor insan da döndüremiyorsun işte zamanı…
Bilseydik yılların getirebileceklerini…
Gerçi ozaman da yaşımızı yaşadık be…
Önemli olan kaldığın yerden devam etmek…
Alev..yıllar eskitememiş seni
Hep böyle kal….

26 Şubat 2009 Perşembe

şans....

Aldım kağıdı kalemi elime,
‘Ayıp sana’ dedim
Herkese her konuda birşeyler yazıyorsun
En yakın arkadaşın can dostun yeni yetmelerin tabiriyle kankana hiçbirşey yazıp çizmedin
‘Ayıp sana’
Girdim yorganımın altına koydum defterimi önüme azim geldi yazacam!
Canım diyerek başladım önce,
Sonra beğenmedim candostum dedim,
Yok bu da yetersiz kaldı
Kardeşim evet evet kardeşim
Hayır ben kardeşimle seninle paylaştığım kadar şey paylaşmıyorum diye düşündüm…
Ne yapacaktım şimdi ben?
Sayfalarca yazacaktım güya,
Başlangıç bile yapamadım..
Sana nasıl hitap etmeye kalkarsam kalkim az kalıyordu ifade…
Hitabı bitiremedim ki giriş gelişme sonuç olsun
Bir de ne anlatacaktım ki ben senin hakkında
20 yıl yahu borumu bu….
yediğimiz nanelerden tut da mahremiyetin bile olmadığı bir paylaşım…
haa önce gülme krizlerimizi yazayım dedim
sonra yok yahu az ağlaşmadık da dedim
sonra hiç konuşmadan ya da aralıksız konuşarak saatlerce biryere çöreklenişlerimiz geldi aklıma….
her şey hücum etti beynime hangisini yazacaktım ben?
hani birini yazmasam küsecekler gibi…
sonra bir tek cümleyle ifade edeyim dedim;
imkansız! olmadı….
kelimeler kifayetsiz kaldı…
ne yazim…
ne yazim…
hmm buldum galiba
şansım,evet evet ŞANSIM
açılımını da sen yap artık
İYİ Kİ BENİMLESİN……..

25 Şubat 2009 Çarşamba

yem

Hapis bir yaşam benimkisi,
Müebbet yıkılmışlıklar,
Sevinçlerime yargısız infazlar…
Geçmişten kalan alışkanlık duygusu kırıntıları bendeki
Hain kuşların yediği…

bilinmezlik

Karabahtlıların lideriyim ben…
Ne dünüm belli ne yarınım….
Bir garip bakış çocukluğumdan beri yüzümdeki,
Ne sevgim belli ne sevgisizliğim…
Kuş yürekliyim ben hür ama telaşlı.
Sonbahar yapraklarının dalları gibiyim,
Bahar gelince yeşeren haricinde hep dökülen…
Aşk benim baharım…
Zaman aralıklarının insanıyım ben;
Birçok şeye geç kalmış,
En son varması gereken yere en erken varmış.
Yokluğumla varlığımın savaşı bu içinde kaybolduğum..
Birçok nida var uzak diyarlardan yayılan ve bana ulaşan..
Benimse ulaşamayanlara hasret bu deli gönlüm..
Bilinmezliklerin sultanıyım kendimi bildim bileli,
Kendimi bilmediğim zamanlardaysa deli aşığım..
Aşk 3 harfli…
Acı gibi…
Yine deli bir hicran bendeki…
Canım acımadan daha fazla gitmeliyim,
Yok olmalıyım ustaca….

gizem

Ne vefamın ne de fedakarlıklarımın hesabını yapacağım…
Sadece gözyaşlarım var içime akan…
Yağan yağmur bile benimle başa çıkamıyor…
Ne anladığım var ne anlaşıldığım…
Belki de böylesi güzel sinsice…
Ah bir de olabilse…becerebilsem…

kayboluş

Bana birşeyler anlatmaya çalışan(bulutların arkasına saklanmış)ayın şavkı sinsice vurmuş nehire…

Ve ben senin ellerin olmadan,

avuçlarının arasında yüreğimin çarpıntısıyla kayboluyorum yine…

gelme

Akşam oluyor ve ben gün ile beraber kararıyorum…
Oysa ne kadar güzeldi bu vakitler heyecan dolu…
Şimdi yine seni beklemek vardı..
Sana anlatacaklarımı tasarlayarak..
Gelseydin,
Ben her diyeceğimi unutsaydım seni görünce..
Şimdiyse içimde dinmeyen fırtına…öfff…sersem...
GELME.....

ATEŞ

Canım sıkılıyordu…
‘Dışarı çıkalım’ dedim abime..
Saatlerce dolaştık arabayla,
İkimizde sessizdik.
İnce bir müzik…
Umutlarım sönmüş,dünyam karanlık…
Her şey anlamsız ve yoz…
Bir kısır döngü karşı konulamaz,
Bir acı anlatılamaz…
Yaktığım sigaranın dumanı beynimde,ucundaki kül birikintisi düşecek…
Yıkılmış kalmış viraneyim…
Açtım pencereyi,sağdaki sonsuz pırıltıdan gözlerimi alamadım.
Binlerce ev vardı ve her birinin içinde yanan başka bir ışık..
Cürumu kadar yer yakar derler ya yakmış kavurmuş sonsuzluğu o evlerdeki binlerce ateş…
İnsanoğlu arsız;onca sıkıntımın içinde gülümsediğimi fark ettim.
O evlerin içinde yaşayan umutları düşünerek…
Kimbilir belki de hayatı yenilemek gerek…

Soğuk Şubat Gecesi

Soğuk bir Şubat akşamı.
Kalabalık yalnızlık başladı yine…
Lanet ediyorum,küfür ediyorum umurunda değil gecenin…
Niye bu kadar hüzünlü?niye bu kadar alkolik?niye bu kadar sade?
Yıldızlar yalnızlık rolümü alkışlıyor…
Yine doğacak güneş,başlayacak tasalar..
Ama ben sızacağım yalnız sabaha uyanmak için…
Gece yalnız ben uykusuz…
Böyle geceler mahvetti midemi..
Tek zevk aldığım yemek yeme eylemini bu geceler köreltti…
Yediğimi de kabul etmedi sonra mide…
Aslında hoşuma gitmiyor değil,
Epey bir kilo verdim
Kimin umurunda?...
Rüyamda güzel şeyler görürüm belki…

Bir çocuk sevdim...

Bir çocuk gördüm dün akşam;gözleri çakmak çakmak,yüzü kir pas içinde...
Bir çocuk sevdim...yanağında gamzesi,gözleri buğulu,titrek sesli...
Hoyratça itilmiş kakılmış aşağılanmış buna rağmen gülümsemesi hayata karşı dimdik kalmış...
Bir çocuk sevdim...elinde 3-5 kuruş,umudu çöp kutusu içinde,
hala yaşıyor saf duyguları onun o çocuk kalbinde...
Ben başını okşadım o buğulu ifadeyle gözlerime baktı...
Para verdim almadı ''Açmısın?'' dedim hayır dercesine başını salladı...''tokum'' dedi fısıldayarak,midesinde açlığı yüreğinde tokluğuyla...o sevgiyle doydu başını okşadığımda...
yıllar geçti...
Şimdi bir çocuk seviyorum...gözlerindeki buğu gitmiş,kucağında kitapları,
yanıma yaklaştı karnesini gösterdi bütün dersleri iyiydi ''okuyorum'' dedi, para verdim almadı ''yemek?'' dedim ''uzun süredir tokum'' dedi daha da derinleşmiş gamzeleriyle gülümseyerek...
Buğusu gitmiş ateş çakan gözleri bana hayata dair bir kez daha ümit verdi...

24 Şubat 2009 Salı

Gidemeyensin...

1 ay oldu…koskoca 31 gün…sen gideli…
hoş gidemedin de… yazık…
Benden gitmeyi beceremedin de sen senden gidebildin mi?...
Yok yok gidemedin… sen o kadar bendeydin ki ne senden ne benden gidemedin…
Yok olduğunu zannediyorsun… hayır be yok da olamadın.. o kadar buradasın ki sıkıldım bile… silüetin gitmiş ne fayda… ruhun burada be adam ruhun burada…
Git.. kaç… yok ol.. arama… sorma… maalesef bu da olmuyor yapamıyorsun…
Kal demedin diyeceksin belki…
Gidene kal denir… sen gittin mi sanıyorsun?
Bedenin gitti hoş güzel de;yaşanmışlıklar… paylaşımlar… anılar… gülüşmeler… ağlaşmalar...
Beyaz güller… bir tabak çilek…deniz kabukları…
Onlar bende… götüremezsin… onlar benim… vermem…kazıdım ben onları…
yüreğime beynime kazıdım…
Dokunma…
ben sana nasıl dokunamıyorsam sende onlara dokunma..
gözyaşlarımla suluyorum güllerimi… her damlasıyla biraz daha besleniyorlar…
her sabah günaydın diyorum deniz kabuklarıma yosun yeşili gözlerine dermişçesine..
gülümsüyorlar ‘günaydın minnoşum’ diyorlar tıpkı sen gibi… ama senden daha vefalılar…her sabah her akşam aynı yerde buluyorum onları… canları sıkılınca gitmeye,sebepsiz yok olmaya kalkmıyorlar… sana gösterdiğim şefkatin,ilginin yarısını bile göstermiyorum oysa…
Bana getirdiğin bir tabak çilek tadında yaşadım yaşıyorum anılarımı bile…
Bende kalan yanın kadar mutlu mu giden yanın?... neyse…

GÜL den cevap

canıııımmm!
var ya okudum ağladım, okudum ağladım.....
geçmiş zamanlardaki birlikteliğimiz harikaymış bak.şimdi de zamanlarımızı paylaşıyoruz.bir tek bedenlerimiz olmadan. sesimizle. o yüzden özlem doluyum. mucks!
senin yüreğin gibi geniş belki benimki de, öyle herkesi içine almaz :)
kimler var, bir sen biliyorsun zaten :)
her zaman büyüğüm, akıl ustam ama aynı zamanda akranım, arkadaşım,dert ortağım oldun.
ben de seni ölesiye seviyorum.
kendine iyi bak.canımm!
mucks!
mucks!

GÜL'ÜM

Bebekliğim,çocukluğum,yetişkinliğim… utanmasak beraber doğacakmışız ama farklılık olsun demişiz herhalde… ben 1 yaşındayken sen doğduğunda ağlamalarını kedi miyavlaması sanıp pisi pisi yaparmışım ya ben sana;en çok onu hatırlamak isterdim…bana ilk lakap takan insan…. Sally değil de Hally, bazen de Helen… yani bir insan s yerine niye h kullanır ki… Minik Gül… Hep öyle mi kalsaydık acaba diye düşünmeden edemiyorum bazen…en güzel yıllarımızdı bence…en büyük derdimiz oyunlar oynarken didişiyor olmaktı…gerçi sen hep beni ısırırdın ya olsun…sen benim bebekliğime ait çocukluğuma ait tek şeysin…ve bu şey iyi ki de sensin…
Kaderin oyunu bir gün gelip seni kopardı benden… çok hatırlamıyorum o kopuklukları…. ya da şşşt aramızda kalsın kimseye söyleme hatırlamak istemiyorum… biz istemedik ki sonuçta…sosyal şartlardı kopukluk yaratan bizde…şimdi aramızda 1000 km olsa da sen benim yanımdasın herkesten fazla,ben senin..

sana ait tek gerçek biliyorum:paylaşım!!! hem öyle bir paylaşım ki kimsenin eksiltmeye gücünün yetmediği… gönlün geniş,yüreğin geniş senin…

kefeni yırtmışsın kızım, sana saygımız sonsuz…

Kaza geçirdiğini duyduğumda daha önce hiç böyle bir acı yaşamadığımı düşündüm… anlattılar inanamadım… kavrayamadım… sindiremedim … yakıştıramadım… gece gündüz dua ettim, Allah’ım onu bize bağışla diye… geçmişimi,geleceğimi bana bağışla… öyle hissediyorum ki sen hem benim en büyük geçmişim hem de geleceğimi paylaşacağım;destekçisi olacağım,destekçim olacak Gül’ümsün.

Ben onu bunu bilmem, hep vardın hep olacaksın… bu bana büyük bir güç veriyor… sırtımı sağlam hissediyorum… gönlümde bir el, bir dokunuş, bir kavrayış hissediyorum… her aklıma geleni söyleyebilmek,her aklına geleni söyleyebilmen önemli hissettiriyor bana kendimi… özgüven zincirimin en büyük halkasısın…

iyi ki varsın…

SENİ SEVİYORUM…

VUSLAT

Sessiz ve durağan bir dış görünüşün aksine fırtınalı bir iç dünya… kendini bildi bileli böyleydi bu kız… çelişkilerle dolu bir benlik, bir yaşam… kendi bir şey yapmıyordu oysa… olduğu gibi, durduğu gibiydi… hayal kırıklıkları yaşasa da en büyük avantajıydı kendi gibi olmaktı… ben–sen-o olmadı hiçbir zaman… hep kendiydi, hep kendi olmalıydı… bazen öylece bakakalıp olaylara, bazen fırtınalar koparabilirdi; bazen o kadar kendiydi ki kendine bile sığmıyordu… bazense bir o kadar eksikti… sis çöktüğü zaman yüreğine bulutların çarpışması an meselesiydi, öyle bir yağardı ki, sonra kimse durduramazdı…

Hiç ÇOK şey beklemedi hayattan, olduğuyla yetindi… ne kompleksleri vardı, ne kaprisleri…

Yıkılmışlıkları vardı… yitirdikleri vardı... bu kumpas ona fazlaydı… fani şeylerle işi yoktu.. sevgi vardı onun için, güven vardı… gerisi zaten olurdu… ah, bir de bir anlayan olsaydı…

İnişleri çıkışları olsa da, yakalamıştı hayatı ucundan… hayalleri… çırpınışları... hataları… günahları.. olsun, hepsi onundu…

derkeeen biri çıktı karşısına, bu O’ydu… güneşi oldu yağarken… baharı oldu eserken…tamamlayıcısıydı… hak ettiği aşk meltemini ılık ılık O estiriyordu…

Aksiliklerin alasını yaşıyorlarsa da tutunacak dalıydı o… üstelik o dal kök salmış, koca bir çınar olmuştu gölgesinde serinlediği…

Bir gün hak ettiklerini bulacaklar ve doğa onları en mavi ve en yeşiliyle kucaklayıp huzur verecekti…

HUZUR İÇİNDE KAVUŞMANIZ DİLEĞİYLE…

MUTLU SON...

Kalabalık içindeki yalnızlıkla başlayan bir serüvendi onunki…hayata gözlerini açtığında bir sürü nefes bir sürü hayat vardı onun yanında…hep de oldular..zaman zaman anlamlarını yitirseler de,yaptıkları amaçlarını aşsa da vardılar..hep de olacaklardı..belki de asıl sorun buydu..bu kadar olmamalılardı.bu nefesler bu hayatlar bu kadar müdahele hakkı bulmamalılardı kendilerinde..
Ama o farkındaydı zaten her şeyin.izliyordu kulisten bu trajikomik hayat oyununu…bazen sahneye atladı başroldeymişçesine bazen figürandı bilinmezliklerde..hatalarda yaptı belki ama tertemiz bir yüreği vardı.hatasını da sahiplendi güzellikleri de paylaştı sevdikleriyle..yoruluyordu,tükeniyordu,yitiyordu bazen bu kumpasta. Savaşıyordu;yara alıyordu,iyileşmeyen yaraları,kabuk bağlayan zedeleri vardı…sessizdi…acıları yutkunuşlarında gizliydi… ama garip bir güç vardı kendinde hissettiği… yalnızdı çünkü… bütün o kalabalığa rağmen yalnızdı… sinsi bir düşman gibi vuruyordu onu kalabalık içindeki yalnızlığı..gözündeki tozpembe perde kalkalı çok olmuştu onun ama garip bir tutunuşu vardı hayata..zaman zaman tökezlese de hep tutundu sımsıkı bir şeylere…yorgun iç dünyanın aksine bir gülümseme vardı yüzünde .sadece dikkat eden hissedebilen görürdü gözlerindeki burukluğu….
her şeye rağmen bir ışıltısı vardı onun..sanki iyilikleri çekmek isteyen bir ışık….
her kışın bir baharı her gecenin bir sabahı vardı elbet…olmalıydı…
Derken beklenen oldu bir sonbaharda ilkbaharı yaşadı hande ruh ikizi olmalıydı bu adam yaşanmışlıklara inat baharı oldu onun….taze bir nefes,pırıltılı bir bakış,canyoldaşı hayatın bütün güzelliklerini paylaşmak için…beraber yeşillenip beraber ışık saçıyolar şimdilerde…
HEP MUTLU OLMAN DİLEĞİYLE…

Sessiz Çığlık...

Hatırlıyorum…küçükken büyümüştüm,hep büyük kaldım…çocuktum;çocuk olamadım hissetmedim yüreğimde çocukluk…hani derler ya ''içimdeki çocuk büyümedi’’ ben hiç çocuk olmadım ki içimdeki çocuk öylece kalsın…
Anlatıyorlar bir şeyler ''sessiz sakindin iyi bir çocuktun’’diye bundandır değilmi iyilik?sesini çıkarmazsan bir şeye iyisindir işte…çocuktum yorgundum yaşıma boyuma bakmadan…sessiz bir çığlıktı içimde yaşadığım..
Büyüdüm çocuklaşamadım yine büyüdüm…zevk almaya çalıştım hayattan…her şeyi denedim ama gördüm ki tecrübe sadece acı veriyor ben ilerlemeyi ummuştum oysa…kazançlarımda var elbette ama ben o kazançları sağlamak için ne kadar eksildim..''hayat ilerlemektir!’’dediler ben koştum yetişemedim koşu bandıydı sanki benim hayatım koş koş..boş…
Tecrübe edineceğim diye yediğim darbeler beni daha dikleştirdi daha güçlü kıldı…güçlüydüm…her düştüğümde kendim kalktım…herkes tebrik etti beni ''demir yürekli kızım’’ dedi annem.yüzüm gülüyor içim ağlıyordu oysa…ama iç’ti işte bu görünmüyordu ki kim ne bilecekti…
Değişim lazımdı…karşıma o çıktı…başkaydı sanki;şu koca evrenden farklıydı…işte bu!!!hayatımın adamı bu!!konuşuyorduk,anlatıyorduk,paylaşıyorduk..dünyanın rengi değişti..siyahlıklarda vardı elbet ama güneş öyle bir açmıştı ki onlar gölge olmuştu sadece…farklı bakıyordu,nebilim iç gıcıklayan bir duruşu vardı hayata karşı…mutluydum..seviyordum…seviliyordum…değer veriyor değer görüyordum üstelik her şeyin bir anlamı vardı..sonra..sonra birden gitti.her şey yalan her şey boş dercesine gitti..bakakaldım..kıpırdayamadım…niye gitmişti neden gitmişti önemli de değildi gitmişti sadece…boğazım düğümlü 23 gündür…gözlerim dolu..nefesim tıkanık…kalakaldım…boğuldum…güneş battı…içimdeki büyük diz çöktü kalakaldı öylece…bir çocuk gibi ağlamak istedim hiç çocuk olmadım ki,bilemedim nasıl çocuk gibi ağlanır…büyükçe ağladım kendi başıma sessiz çığlıklarımla….

BİLMİYORUM.....

Bir garip hazanlardayım,

Ne olur gel bu akşamüstü…

Beni beklediğin yerde öylece dur...

OFFF…

Yine akşam oldu yine yoksun

Belki de hiç olmadın bilmiyorum…

Bence vardın sence yoktun belki de

Bilmiyorum….

Görüyorum seni ara sıra

Sen beni görmüyorsun,

Belki de görmemezlikten geliyorsun

Bilmiyorum

Seni görünce tuhaf oluyorum

Kalbim yumuluyor..

İçim daralıyor…

Belki de kriz geçiriyorum

Bilmiyorum…

Hani sen bana diyordun ya

Her şeyi biliyorsun diye

Şimdi her şeyi unuttum

Kendimi yitirdim belki de

Bilmiyorum….

Daha öncede aşk yaşadım

Şimdiyse aşkın anlamını sorguluyorum

Duygularımdan kuşkulanıyorum

Sana aşık değilim galiba ama seviyorum

Bilmiyorum….

Eğer öyleyse niye hep seni yazıyorum?

Bilmiyorum…

Niye hep aklımdasın?

Niye beni benden aldın?

Bilmiyorum….